Günümüzdeki görüntüsü değerlendirildiği zaman Müslümanların zihinlerinin karışık, gönül dünyalarının bunalımlı ve yaşadıkları hayatın perişan olduğu aşikardır. Elbetteki bu durumun birden fazla sebebi üzerinde durulabilir. Her bir sebebin derinlemesine irdelenerek tartışılması, çözüme yönelik çareler aranması gerektiği muhakkaktır. Bu bağlamda önceliği dîni anlama ve algılama noktasındaki yaklaşım tarzının alması gerektiği düşünülebilir. Uzun zamandan beri, olması gerekeni yerine getirmek değil de, kendi yaşadıklarını "İslâm'ın bütünü" olarak görmek anlayışından kaynaklanan eksiklik halen devam etmektedir. Onun için bütün Müslümanlar kendilerini bir samimiyet sınavından geçirmek durumundadırlar. Çünkü, yirmi üç yıl gibi kısa bir zamanda, büyük bir sosyal değişimi gerçekleştirerek, her yönden perişan bir topluluktan örnek gösterilecek bir millet oluşturan Hz. Peygamber, dinin özünde bu samimiyetin yattığını şu ifadeleri ile vurgulamaktadır.
Hz. Peygamber; "Din samimi olmaktır," buyuruyor.
Bu yalın ifadeyi duyan sahabe, - Kime karşı samimi olmaktır, ey Allah'ın Elçisi, diye soruyor.
Bunun üzerine Hz. Peygamber "- Allah'a, O'nun kitabına, peygamberine, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı samimi olmaktır," buyuruyor.
Hz. Adem'den nübüvvet halkasının son ismi Hz. Muhammed'e kadar bütün peygamberler insanları Allah'a iman'a ve ondan başkasına kulluk etmemeye çağırırken davetlerini sadece bununla sınırlı tutmamış yeryüzünde kötülüğe kapı açan ve insanlar arasında huzuru bozan davranışlardan sakınmak gerektiğini de vurgulamışlardır. Semâvî dinlerin sonuncusunu ve kıyamete kadar bozulmadan insanlığa yol gösterecek olanını tebliğ eden Hz. Muhammed, ilâhî mesajın nasıl anlaşılması gerektiğini de veciz ifadelerle açıklamış ve yaşayarak göstermiştir. İlâhî emirlerin her birini tek tek öğretmenin yanında bazı hadislerinde dînin bütününe işaret etmiştir. Yukarıda zikredilen hadis bunlardan biridir. İslâm'ın doğru anlaşılması ve evrensel boyutları ile algılanması Hz. Peygamber'in verdiği mesajın doğru anlaşılmasına bağlıdır.
İslam'ı iman, ibadet ve sosyal hayatı ile bir bütün olarak algılayıp o bütünlüğü bozmadan yaşamak gerektiğini vurgulayan hadisin kapsamı anlaşılmaya çalışılırsa Müslümanlar; Allah'a ibadet eden mi yoksa insanlara karşı dürüst davranan mı daha iyidir? İkileminden kurtulabilirler. Henüz nübüvvet görevi verilmeden önceki hayatında Hz. Muhammed'in, Araplar arasında, dürüstlüğü (Muhammedü'l-Emin) ile öne çıkmasında Müslümanlar için önemli bir mesaj olsa gerekir. Nitekim Hz. Peygamber'in insanlığa ilk mesajlarında, başta yakın akrabalar olmak üzere insanlara karşı davranışlarda samimi ve dürüst olmak ön planda yer almaktadır.
Hadiste sayılanları çok dar çerçevede de olsa açıklamaya çalışırsak şunlar söylenebilir: Allah'a karşı samimi olmak; imana şirk, amele riya karıştırmamaktır. Ayetlerde vurgulandığı gibi amelde ihlas sahibi olmak budur. Cebrail'in "- İhsan nedir sorusuna? Hz. Peygamber'in "- Allah'ı görüyor gibi kulluk görevini yerine getirmendir. Çünkü sen O'nu görmesen de O seni görüyor," cevabı, bu samimiyetin gerçekleşme şartlarını açıklamaktadır. Ayetlerde ve hadislerde insanın iç dünyasından gelen samimiyete ve dürüstlüğe büyük önem verilmektedir. İbadetlerin başta gelenlerinden namazın mutlaka yerine getirilmesi gereken şartlarından birisi kıbledir. Önceleri Mescid-i Aksa tarafına olan kıble Mescid-i Haram istikametine çevrilince, başta Yahudiler olmak üzere, insanların çoğu kıble değişikliği aleyhinde konuşmaya başladıklarında Allah şu ayeti indirdi: "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inananların; sevdiği maldan (ihtiyaç sahibi) yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, (zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için) isteyenlere ve (hürriyetini kazanmak isteyen) kölelere harcayan, namaz kılan, zekat veren, verdiği sözü yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden kimselerin yaptığıdır. İşte doğru olanlar bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler de ancak onlardır."
Allah'ın kitabına karşı gösterilecek samimiyet onun Allah'ın kelamı olduğuna inanarak, onu anlamaya ve orada tavsiye edilenleri ahlâkî davranış haline getirmeye çalışmaktır. Peygambere karşı samimiyet onun sünnetine sarılmaktır. "Sözlerin en güzeli Allah'ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed'in yoludur" hadisini prensip haline getirmektir. Yukarıdaki ayet ve hadis İslam'ın tek boyutlu olmadığını Müslüman vasfını taşıyan kimsenin iman, ibadet ve sosyal hayat üçgeninde bütün sorumlulukları içtenlikle yerine getirmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bunlardan birini dışarıda bırakmak kişide eksiklik meydana getirecektir. Müslüman bir şahsın din kardeşlerine karşı samimiyeti, öncelikle empati ile yaklaşması, mütevazi ve daima iyi niyetli olması; başta kibir ve bencillik olmak üzere, ayet ve hadislerde yasaklanan her türlü olumsuz davranıştan sakınması ile anlaşılır.
1-Buhari, İman, 42; Müslim, İman, 95; Ebu Davud, Edeb, 59; Tirmizi, Birr, 17; Nesâî, Biat, 31; Dârimî, Rikak, 41; Ahmed, I, 351; II, 297; IV, 102.
2-Bakara, 2/177