Yüce Allah, ilk insanın yaratılmasında gerçekleştirdiği ve daha sonra tabiî bir olaya dönüştürdüğü için, insanların unutmaya yüz tuttuğu harikuladeliği, tarihin belli bir yerinde hatırlatmak için tekrarlamış; Adem'i, nasıl aslî doğum unsurları olmadan vâr etmişse İsa'yı da tek unsurdan, sadece anneden dünyaya getirmiştir.
Hz. Meryem'in İsa'ya hâmile kalışı ve sonrası Kur'ân-ı Kerim'de şöyle anlatılır,
"Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti: "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi. Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin, içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün."
Nihayet Meryem, "çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi, dediler". Meryem onların ne söylemek istediklerini (veya söylemek isteyip de söyleyemedikleri şeyi) biliyordu; kendisine zina isnad etmek istiyorlardı. İffet ve namusundan kendi adı kadar emin olan Meryem, onların bu sorusuna cevap vermesi için, çocuğa işaret etti. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.
Annesinin bu zor durumu karşısında beşikteki İsa söze karışmış ve şöyle demişti:
"Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı; nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni, bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirileceğim gün de bana selâm olsun, dedi. İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre budur.".
Bir âyette, babasız dünyaya gelen İsa ile, hem babasız hem de anasız olarak topraktan yaratılan Adem arasında şöyle bir benzerlik kurulur:
"Gerçekten İsa'nın babasız dünyaya geliş hâli de Allah katında Âdem'in hâli gibidir. Allah Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona 'ol' dedi, o da hemen (insan) oluverdi."
Peygamberlik Verilişi
İsrâiloğullarına Peygamber olarak gönderileceği önceden haber verilen İsa (a.s), bu görevi alır almaz kendisini ve Peygamberliğini milletine şöyle duyurmuştu:
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber, size yasak edilenlerin bir kısmını helâl kılmak üzere Rabb'inizden size bir âyet (kitap) getirdim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabb'im sizin de Rabb'inizdir. O'na kulluk edin! Doğru yol budur."
Hz. Isa ve Havariler
İsrâiloğullarının inanmamakta ısrarlı olduğunu hisseden Isa; "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir? diye seslendiğinde, kendisine inanmış olan Havariler: Biz, Allah dininin yardımcılarıyız. Allah'a inandık. Sen şahid ol ki biz müslümanlarız" şeklinde karşılık verdiler ve bu inançlarını Allah'a karşı ikrar ettiler: "Rabb'imiz! İndirdiğin Kitâb'a inandık. Peygamber'e uyduk. Bizi (birliğini ve Peygamberlerini tanıyan) şâhid olanlarla beraber yaz.
Havarilerin bu iman ve dilekleri de aslında Allah'ın bir lütuf ve ilhamı sonucu gerçekleşmişti. Bunun böyle olduğunu şu âyetten anlıyoruz:
"Havariler'e, bana ve Peygamberime inanın diye bildirmiştim. İnandık, müslümanlar olduğumuza şahit ol! demişlerdi.
Hz. İsa'ya gönülden inanan Havariler, ondan özel bir mucize istemekten de geri durmadılar. Aralarında şöyle bir konuşma geçmişti; "Ey Meryem oğlu İsa! Rabb'in bize gökten bir sofra indirebilir mî? İsa, İnanıyorsanız Allah'tan sakının, demişti. Havariler: Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve ona şahit olmayı istiyoruz, dediler. Meryem oğlu İsa! Allah'ım, Rabb'imiz! Bize ve bizden sonrakilere bayram ve senden bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın dedi. Allah Teâlâ, İsa'nın bu isteğini kabul etti ve: "Ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyada kimseye azâb etmediğim şekilde ona azâb edeceğim," dedi. Böylece sofra inmiş, ondan yemişler, İsa'ya olan inançları bir kat daha artmış ve tevhid mücadelesinde ona eşlik etmişlerdi.