Derin bir asansör boşluğuna düşen insanı tahayyül ediniz! Tüyleriniz diken diken oldu değil mi? İnsan bu boşluğa niçin düşer?
Bilgisizlikten, dikkatsizlikten, ışıksızlıktan, tedbirsizlikten düşebilir. Bazen yanlış yönlendirmeden, bazen de kasıtlı olarak arkadan iten bir şahsın gaddarlığı sebebiyle düşebilir.
İnanç boşluğu da böyle bir şeydir. Bilindiği gibi inançla, inançsızlık her zaman gündemde olmuştur. İmanla küfrün her asırda beraber oldukları gibi. İnsan inanç boşluğuna nasıl düşer? Asansör boşluğuna düşen insanların düşüş sebeplerini tekrar hatırlayabilirsiniz.
Cehalet ve bilgisizlik bu "düşüş"ün temel sebeplerindendir. Yolumuzu aydınlatan ışıklar yoksa, ışık şahsiyetleri tanımıyorsak riskimiz artıyor demektir. Yanlış yönlendiren çağdaş "tağut"lar bizi uçuruma sürükleyen kuvvetlerin başında sayılmalıdır. İnsanları tuzağa düşürerek boşluğa itekleyen gaddarlara da "Yuh olsun!" demek gerekiyor...
Bu "düşüş psikolojisi"ni Kur'an şu ifadelerle anlatıyor:
"...Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kimse, gökten savrulup düşen, kuşların didikleyip kapıştığı yahut rüzgârın uzak ıssız bir yere savurduğu kimseye benzer. İşte bu akılda tutulmalıdır. Allah tarafından konulan simgeleri saygıyla gözeten kimse bilsin ki bu simgeler gerçek anlamını inananların kalplerinde Allah'a karşı taşıdıkları sorumluluk bilincinde bulmaktadırlar" (Hac, 22/31-32).
İman kelimesinin sözlük anlamında, güven içinde bulunmak, korkusuz olmak esprisi vardır. İmansızlık veya inanç boşluğu güvensizlik ve korku demektir. Dolayısıyla insanı bu çukura itenler, "din afyondur" diyerek inançsızlığın propagandasını yapanlar, aslında bir "sıkıntı felsefesi" üretmektedirler. "Kültür ihtilali" adı altında toplumu bu girdaba sürükleyenler aynı bunalımı seslendirmişlerdir. İbnürravendî (ö. 913), Feurbach, Marx, Engels, Freud, Nietzsche'den Sartre'a kadar bir çok "korkuluk" bu talihsiz yolun yolcuları ve hancılarıdır. Netice şudur: Bu tarz düşünce, insanı tabiî ve fıtrî çizgisinden ayırmakta ve uzaklaştırmaktadır.
Engels'in 1871 tarihli cümlesi şöyledir: "Bütün dinî belirtiler, bütün dinî örgütler yasak edilmelidir"
Bu yobazlık insanı, dinden uzak tutmaktadır.
Böylece insan dinden uzak düşmektedir.
Bu hâl ile dinden uzak kalmaktadır.
Bu endişe ile dinden uzak durmaktadır.
Bu talihsiz yol, insanın iç alemine giden yolu kapamakta, samanyoluna açılmak isteyen kanatlarını kırmakta, dinî tecrübenin doyumu olmayan ufuklarını karartmaktadır. Bu talihsiz yol, giderek insanı, insanlıktan koparmakta; hiddete, şiddete pirim vermekte, katliam ve anarşinin önünü açmakta, gayr-i insanî faaliyetlere alkış tutar hale sürüklemektedir. Bu talihsiz yol dünyayı cehenneme çevirmekte, bütün dengeleri alt üst etmektedir, hedefleri saptırmaktadır.
Gülüm Efendim,
Çağımızda etkileşim ve iletişim araçlarının çoğalmasıyla bu menfî yönlendirme de hız ve güç kazanmıştır. Kainatın en mükemmel varlığının bu duruma düşmesi şüphesiz büyük bir ızdırab kaynağıdır. İnsanoğlunun acınacak hale düşmesi, mü'minlikten mülhidliğe sürüklenmesi Mehmet Akif'in şu anlamlı duasını akla getirmektedir:
Müminlere imdada yetiş merhametinle
Mülhidlere lâkin daha çok merhamet eyle!
Şairimiz bu asrın başında Batı'dan gelen "imansızlık kasırga"sına da dikkat çekmiştir.
Hele ilânı zamanında şu mel'un harbin
"Bize efkâr-ı umumiyesi lazım Garb'ın
O da Allah'ı bırakmakla olur" herzesini
Halka iman gibi telkin ile dinin sesini
Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün!
"İmanın tadı"nı tadan mü'minler ise "yâr ile bayram" edenlerdir. Bunların yaşadığı güzelliklerin hiçbir bedelinin olmadığını ise Niyazî-i Mısrî terennüm etmektedir:
Sevdim seni, her vârım yağmadır alan alsın
Gördüm seni, efkârım yağmadır alan alsın
Aldın çu beni benden, geçtim bu cân u tenden
Aklım dahi her varım, yağmadır alan alsın
Bu makama ulaşmanın yol ve usulünü ise Aziz Mahmut Hüdayî "tevhid" şifresiyle gösteriyor:
Gönülden pasını silmek dilersen
Bilmediklerini bilmek dilersen
Eğer Hakk'ı sen de bulmak istersen
Hakk'a tevhid ile ermiş erenler.
İnançsızlığın çukuruna yuvarlanarak, güneşi avuçlarında kaybetmek üzereyken iman ışığıyla tanışanlar bir damlada deryayı bulmuş sonsuzluğun hür maviliğine doğru kanat açmışlardır:
En kuşkucu en haddini bilmez kuldum
Ey mucize, sayende senin kurtuldum
Nur indiği gün çevreme, rahmet rahmet
Ben, bir su kabarcığında bir gök buldum
Arif Nihat ASYA