Vadii

Bilgi Paylaşım Platformu

 
 
 
Ana Sayfa Hakkımızda Yazarlar Şiirler Hikayeler Şahsiyetler Kitaplar Söyleşi Medya İletişim
 
Talha ÇETİN - İlahiyatçı

Toplumla iletişimin önündeki engellerden; haricî mantığı

Her insan ve toplumun bir pin kodu vardır. Bu pin kodunu keşfedemezseniz onlarla iletişim kurmanız mümkün değildir. Bu iletişim kodu, bazen kılık-kıyafetiniz olur, bazen ideolojik duruşunuz olur, bazen de sosyal sermayeniz olur. Mesela kılık-kıyafetin içinde bulunduğunuz toplumda ne denli iletişimi etkilediğini ortaya koymak için yaşanmış bir olayı arzetmek istiyorum:
İskoçyalı bir âlim olan Abdülkadir es-Sûfî, taraftarlarıyla Londra'da bir çiftlik alır, kafirî bir düzenle ilişkiye girmemek için, ekmeklerine varıncaya kadar her şeyi kendileri üretir. Sarık-cübbe ve uzun sakallarıyla Haigh parka tebliğe giderler. Bu parkta İngiliz yasaları geçmez. Her fikri açıklamak serbesttir. Ama kimse onları muhatap alıp dinlemezler.
Biz nerede hata ediyoruz diye oturup düşünürler. Rasûlullah'ın, müşrik toplum içerisindeki tutumunu irdeler ve sonunda O'nun kılık-kıyafet noktasında ana hatlarıyla bulunduğu toplumun örfüne göre giyindiğini tespit ederek: "Arkadaşlar! Sarık ve cübbemizi çıkaralım, sakalımızı da kısaltalım sonra tebliğimize devam edelim" der. Dediklerini yaparlar ve Haigh parka giderler, muhatap bulurlar, hatta radyo tv ve gazete muhabirleri, röportaj için birbiriyle yarışır.
İşin kılık-kıyafet cephesi böyle. Asıl konumuz, toplumla iletişim kurmada önümüzde en büyük engel olan Hâricî mantığıdır. Bu mantık dün Hz Ali'yi; "Kur'an, 'hüküm Allah'ındır' dediği halde Ali, hakeme baş vurmuştur. Bundan dolayı kafir olmuştur" diyerek şehid eden mantıktır. Bu mantık, tarihî süreç içerisinde hep var olagelmiştir. Yani dün vardı, bugün de var, yarın da var olacağa benziyor. Bu mantığın ruh halini ve davranış biçimini, Kainatın Efendisi Nebiyyi Muhterem (s.a.v) şöyle dile getirmişlerdir: "Sizden her biri, onların namazı karşısında kendi namazını, onların kıyamı karşısında kendi kıyamını ve onların kıraati karşısında kendi kıraatini küçük görür. Ama onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır. Putperestleri İslam'a çağıracaklar, Müslümanları ise öldüreceklerdir."1
Bu insanlar, ibadette doruk noktada iken, ilimleri sıfır noktasında olan slogancı tayfasıdır. İlim sahibi olmadan fikir sahibi olanlardır. İlimsiz ibadetin kendilerini kurtarmadığını bilmeyecek kadar cahil insanlardır. Tâbiin fakihlerinden Hasan-ı Basrî bu konuda şöyle der: "İlimsiz amel eden, yol almadan yürüyen gibidir. İlimsiz amel edenin bozduğu şeyler, yaptığı şeylerden daha çoktur. Öyleyse siz ilmi, ibadete zarar vermeyecek bir istekle talep edin. İbadeti de ilme zarar vermeyecek şekilde talep edin. Çünkü ibadeti talep edip ilmi terkeden bir gurup Hz.peygamber'in ümmetine kılıçlarıyla karşı çıkacak kadar ileri gittiler. Eğer onlar ilim tahsil etseydiler, ilim onları bu yaptıklarına sürüklemezdi." 2
Bu konuda Hz. Ali (r.a.) da: "İki tip insan belimi büktü: İbadetsiz ve amelsiz âlim ve cahil sofu." buyurur.
Yine Hz. Ali, ilimsiz ibadetle ilgili şöyle buyurur: İlimsiz yapılan ibadette hayır yoktur, kendisinde fehim/ince anlayış ve sezgi olmayan ilimde hayır yoktur. Kendisinde tedebbür/düşünme olmayan okumada da hayır yoktur." 3
İşte ilmî donanımı elde etmeden birkaç fikrî ve ideolojik eser okuyan, ama elifi görünce mertek zanneden, ya da dünyayı iyi okuyamayan marjinal bir gurup, dünkü haricî ağabeylerinin izinden giderek, bugün kendi dışındaki Müslümanları kafirlikle suçlamaktadırlar. Onların bir kısmına göre, eğer siz bir partiden milletvekili olduysanız dinden çıktınız, bir partiye oy verdiyseniz kafir oldunuz, Diyanetin tayin ettiği imamların arkasında namaz kılıyorsanız, namazınız bâtıl olmuştur, hele cumayı hiç kılamazsınız. Bu sistem içerisinde resmî görev almışsanız "bu küfür sistemine onay vermişiniz demektir. Bu da küfre rıza küfürdür kaidesi gereğince sizi dinden çıkarır."
Bu tür abzürt iddialarını çoğaltabilirsiniz. Hz. Ali gibi ilmin kapısı olan ve cennetle müjdelenen mübarek bir şahsiyeti kafir ilan eden kafanın torunlarından başka bir anlayış beklemek zaten abes olur. Bunların kendi içinde de tutarsızlıkları vardır. Yukardaki iddiaları bütün haricî kılıklılar ileri sürmezler. Bir kısmı böyle derken, bir kısmı da bunları küfür görmez, sapıklık veya haram görür.
Hep itham eden, şefkat ve merhametle insanlara yaklaşmayan, hep kılıçları ellerinde olan bu marjinallerin, zaman zaman dibe vurduğunu keşfediyorsunuz. Fakat nereden bir rüzgar esiyorsa, bir de bakıyorsunuz toplumun bir kesiminde patlak veriyorlar. Galiba kelaynak kuşları gibi korunmaya alınıyorlar ve "yok oldular" zannına kapıldıklarında, "bu meydanda biz de varız" diyerek kefenlerini yırtıyorlar. Ve böylece İslamî hareketin önünde, toplumla iletişimi engelleyen bir mâni olarak durmaktadırlar. İslam'ı kirleten davranış ve ruh halleriyle çok itici olmaktadırlar. 35 yıldır dini öğrenen ve öğreten, muallimliğini yapan bir kişi olarak ben onlardan hazzetmiyorum ki, sıradan Müslümanlar hazzetsin. Laf anlamayan, bilmediğini de bilmeyen bu beyni yıkanmışlara benim içim ısınmıyor ki, cami cemaatinin içi ısınsın.
Bunların beyin yıkama tezgahından geçmiş, "Cuma kılınmaz, partiye oy verilmez, bu devletten görev alınmaz" diyen fabrika işçisi bir gençle tanıştım. Onunla bu meseleleri konuştum. Deliller sundum, kitaplar tavsiye ettim. Diyalogumuz sürdü. Sonunda Cuma kılmaya karar vermiş. Fakat partiye oy vermenin küfür olduğu takıntısından kurtulamamıştı. Birgün cumaya gidince "sağa selam verdim: Bu adamlar partiye oy veren kafirlerdir dedim içimden.Sola selam verdim yine aynı duygu kapladı. Ben bu kafirlerle mi Cuma kılacağım dedim. Psikolojim bozuldu. Sonra gidemedim. Hocam, şu oy verme takıntıma ne diyorsun" dedi. Uzun uzun o konular üzerinde de konuştuk. Bu konuyla ilgili sağlam bilgileri, kendine güvenilen akademik bilgi sahiplerinden almamız gerektiğini, çünkü akademik bilgilerin sorgulanarak, süzgeçten geçirilerek elde edildiğini söyleyip bazı eserler tavsiye ettim. Birgün geldi ve "hocam Allah razı olsun rahatladım. Kendi gurubumuz dışında herkes benim gözümde kafir idi. Şu andan itibaren bütün takıntılarımdan sıyrıldım ve o arkadaşlarımla ilişkilerimi de dondurdum. Artık dedikleri beni kesmiyor. Psikolojim düzeldi" demişti. Demek ki, harici mantık; insanları, tedaviye muhtaç bir ruh hastası haline getiriyor. Bu mantık sahiplerinin sayısı az ise de mevcudiyetleri bir vakıadır.
Onların ruh halini anlamak bakımından şu tarihi anekdotu da vermek istiyorum: "Habbab b. Eret'in oğlu Abdullah ile, yanında hamile olan hanımı olduğu halde karşılaştılar ve ona şöyle dediler; "Hakeme baş vurmadan önce Ali hakkında ve hilafetinin ilk altı yılında Osman hakkında ne dersin?" Abdullah, iyilikle andı. Bunun üzerine hariciler, "Hakeme başvurma hakkında ne dersin?" dediler. Abdullah, "Hz. Ali'nin, Allah'ın kitabını sizden daha iyi bildiğini ve Allah'ın dinini sizden daha iyi koruduğunu ve görüşünün sizden daha basiretli olduğunu söylerim" dedi. Hariciler; "Sen hidayete tâbi olmuyor, adlarına bakarak adamlara tâbi oluyorsun" dediler, Abdullah'ı nehrin kenarına götürdüler ve orada kestiler. Hanımının da karnını yardılar."4
Bir tarafta görünürde takva ve ihlas, diğer yanda sapıklık, çılgınlık, aşırılık, katılık, inançlara davet etmede taşkınlık, insanları baskı ve zorla, beyin yıkamayla sapık görüşlerini kabullenmeye icbar etmek, İslam dininin hoşgörüsü ile ihlas ve takvanın kalplere doldurduğu şefkat ve merhametle bağdaşmayan davranışlar. Bunu sağlıklı bir ruh haliyle izah etmek mümkün mü?

Onun için, İslâmî hareket; bir ilim ve ulemâ hareketidir. Toplumları ayakta tutan iman ve ilimdir. İlimleri ayakta tutan ise âlimlerdir. Alimler toplumların temel direkleridir. Alimleri olmayan toplumlar, karanlıkta, ya da boşlukta kalan insanlar gibidir. İdeolojik dalkavukları veya sığ bilgilerinden yola çıkarak İslam'ı ideolojileştirip etrafında marjinal guruplar oluşturanları, âlimler zümresinden saymak, gerçek ulemâya zulüm olur. Gerçek alimler toplumlar için bir ışık kaynağıdır. Bunun için: "Alimin ölümü, âlemin ölümüdür" denilir.
Evet, günümüzde İslam'ı, toplumumuzda yeniden inşa ve ihya ederken karşımızda sadece laikçi yobazları görmüyoruz. Ehl-i sünnet çizgisinde olaylara yaklaşmayan, amelî bir takım meseleleri, îmâni bir mesele sayan ve bundan dolayı da tekfir fırçasıyla kendi dışındakileri kafir ilan eden hâricî mantığı da, iletişimimizin önündeki engellerdendir. Gençlerin paçayı bu akıma kaptırmaması için "Dininizi kimden öğrendiğinize dikkat edin" peygamber uyarısı doğrultusunda, İslam'ı, topluma sağlıklı ulaştırmak için "bu mantığı" ifşa etmekten çekinilmemelidir. Meydanı bunlara bırakacak olursak, insanları dinden nefret eder hale getirirler. En güzeli, bu mantık sahiplerini muhatap almadan, itibar etmeden, hedef kitle olan toplumun sağduyu sahibi insanlarına ulaşmak gerekir.
Selam ve dua ile.

1- Buhari, Menakıb, 25.
2- Yusuf el-Karadâvî, Tekfirde Aşırılık, s.25
3- Dârimî, Sünen,1/351.
4- Muhammed Ebû Zehra, İslam'da Siyasî,İtikadî veFıkhî Mezhepler Tarihi, s.74

Diğer Yazıları
Türkiye Adı Konulmamış
Ah Şu İlahiyatçılar
Gençliğimizin Başındaki
Olayları Kuran ile Tahlil
Ramazanı Bir Mektep Bilmek
Toplumla iletişimin önündeki engellerden; haricî mantığı

 

 
Site Tasarım: VadiiGrafik ©2007 Vadii - Bilgi Paylaşım Platformu - Tüm hakları saklıdır.