İnsanoğlunun dikkati, kendine değil de "başka"larına yöneldiği günden beri bir "tükenmişliği" yaşamaktadır. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı kültürlere sahip olan pek çok insan uzun zamandan beri bu çıkmazın ve tıkanmışlığın farkına vararak çare aramaya başlamıştır. Bu arayış devam etmektedir.
İnsana "kendine gel" "kendine dön" mesajını veren bu çaba bazan akis bulmuş, insan eğitimi için çok önemli hamlelere zemin hazırlamış bazan da "sivrisinek saz" makamına düşmüştür.
Basit ahlakî prensiplerden insan merkezli bir felsefe olarak takdim edilen hümanizme kadar pek çok faaliyet aynı arayış ve tecessüsün neticesidir.
İnsanî, fıtrî ve tabiî olan çizgiden bizi uzaklaştıran hastalıklarımızdan biri de içine itildiğimiz israf çukuru ve savurganlık dehlizidir. Kapitalist ve materyalist zihniyetin reklamları sayesinde beyin ve gönlümüzün hücreleri adeta israfa göre şartlanmış, harcamayı "zevk" haline getiren çarkın dişlileri arasında dönüp duran bir "madde" derekesine düşürülmüşüzdür. Bu uluslararası "çark"la birlikte kafamız ve beynimiz de dönmüş ve dengemiz yok olmuştur.
Söz konusu fasit daireden kurtulmanın ilk şartı bunun farkına varmaktır. Ne yiyoruz, ne içiyoruz, ne giyiyoruz? Ne kadar yiyor, içiyor ve giyiniyoruz? İhtiyaç nedir, ne kadardır? İhtiyaç olmayanları ihtiyaç haline getiren mekanizma nedir, nerededir, nerede başlayıp nerede bitmektedir? Ceplerimiz boşalırken kimlerin cebi dolmaktadır?
Sorular çoğaltılabilir:
Allah bize, şu duayı niçin öğretiyor: "Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla.. İşlerimizdeki israfı affet!.. (Âl-i İmran 3/147)
Allah yalancı ile müsrife hidayet etmeyeceği haberini niçin veriyor? (Bkz.Gâfir, 40/25)
Müsrif haddi aşan demektir. Çağdaş insan ne yazık ki haddini aşan insandır. Haddini bilmeyen insandır. Meydan okuyan insandır. Daha da kötüsü bunu "kemal" zanneden varlıktır. İnsanoğlu bu çıkmazın niçin farkına varmıyor? Şu ilahi tesbit bu hastalığın psikolojisine ışık tutuyor: "Müsriflere yaptıkları süslü, ziynetli gösterildi..." (Yunus, 10/12). Haddi aşarak yaptığımız bütün harcamalara bir "kılıf" buluyoruz. Yeni ihtiyaçlar icad ediyor, yeni harcama yolları uyduruyoruz. Daha doğrusu uluslararası sermayenin emirlerine yani reklamlarına şapka çıkarıyor, eyvallah diyor ve bunun "gerekli" olduğunu kabul ediyoruz. Halbuki Kur'an-ı Kerim'in emri açık ve net: "Müsriflere boyun eğme" (Şuara, 26/151).
İsrafa dayalı olan bu hayat sadece insanı tüketmiyor, doğayı, tabiatı da yok ediyor. İktisat ilminde ilk gün okutulan ve öğretilen bir cümle var: "Tabiatın imkanları sınırlı, insanın arzuları sınırsız." Bu yetmiyormuş gibi sunî olarak bütün arzular tahrik edilerek insanlar deli-divaneye döndürülmekte, israf, lüks ve sefahate tapan bir "güruh" haline getirilmektedir. Bundan sonra "tüketim" esas alınarak "gelişmiş ülkeler" (!) ile mukayeseler yapılarak "tükettiğin kadar konuş" putu üretilmekte ve piyasaya sürülmektedir.
Bu konu tartışıldığında şu soru ile muhatap oluyorsunuz: Mevcut çark durdurulabilir mi? Bu soru "durdurulamaz" kanaati ile sorulmaktadır. Peki bu yanlış ile nereye kadar gidilebilecektir? Yalan ve yanlışın "devasa" olması gerçeği değiştirir mi? Şehvet ve haddini bilmezliğin şaha kalkması esası değiştirir mi?
Aziz Dost!
Cevap vermemiz gereken sorular şunlardır:
Yaşayışımızda kimi örnek alıyoruz? Harcamalarımızda ölçümüz nedir? "Sade yaşamak" diye bir derdimiz var mıdır? Zühd ve kanaat bizim terimimiz mi? Tevekkül ne demektir? Şu anda kaç milyon insan açlık sınırında? Günde kaç çocuk açlıktan ölüyor?
Bütün bunlara rağmen ne diyelim!? "zevk"li alışverişler, iyi tüketimler, israfınız bol olsun!
"Kral çıplaktır" diyenlere selam olsun!