Şimdi oturduk bunu konuşuyoruz..
Darbe yaparsın kapatırsın. Silah gücü ile. Eşkıyalığın kuralı mı var. Darbe de siyasi eşkıyalıktır sonunda.. Meclis'i kapattıktan sonra darbecilerin yapacağı belli:
"Bütün yurtta sıkı yönetim ilan edersin, yönetime el koyarsın, anayasal kuruluşların görevlerini askıya alır, hepsinin başına uygun adamlar atarsın. Hükümeti, Parlamentoyu fesheder, siyasi partilerin, STK'ların ve DTO'ların faaliyetlerini durdurur, Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırır ve sokağa çıkma yasağı ilan edersin. Kendi askerin kendi halkını esir alır anlayacağız..
Hak ve özgürlüklerde başa döneriz..
Hiç şüpheniz olmasın, darbe döneminden hemen sonra kurulacak ara rejim hükümetinin üçte ikisi Masonlardan ve tek kapatılmayan dernek Mason locaları olacaktır.. Yani sonuçta darbeyi kim yaparsa yapsın "bizim çocuklar" duruma hakim olacaklardır..
Engin Ardıç'ın dediği gibi birtakım yüksek bürokrat, birtakım YÖK'ün mümtaz bilim adamları, bazı yüksek yargı mensupları, malum media, TÜSİAD'ın kimi üyeleri de selama durur.. Çeteleri sokağa çıkartıp terörize edersiniz toplumu, ÇYDD, ADD gibi dernekler de destek mitingleri düzenler olur biter..
Bu süreçte ekonomi çökecek, terör azacaktır hiç kuşkunuz olmasın.
Bu işin bir yanı. Öbür yanı darbeye kalkışanlar bastırılacak ve Türkiye bu tehditden kurtulacaktır. Darbeyi yapanlar kısa sürede bir birine düşecek ya da halkın sabrı taşacak sokağa çıkacak ve kan dökülecek, ama darbeciler de tasfiye edilecek, gitmeleri gereken yere gönderilecektir.
Darbeciler kazandı diyelim. İlk normalleşme sürecinde, ilk seçimlerde, AKP çizgisindeki bir parti bu kez %70'le yeniden iktidara gelecektir.
Hakan Aygün, Bugün'de ilginç bir yazı yazdı ve "Adını koyalım, Yargıtay yeni dönemin" ayakta kalan tek derin kalesidir. Gül'ün Köşk'e çıkması "devletin kilidi"ni çözmeye yetmedi. Nereden mi anlıyoruz? Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın son açıklamalarından! Anayasanın değiştirilemez 4. maddesinin "halkoyuyla bile değiştirilemeyeceğini" vurgulayan Başsavcı, "türban yasağı" yönündeki kararına dikkat çektiği "AİHM'nin kararlarına aykırı yasa yapılamayacağını" söylüyor.(...) Bu sözlerin anlamı kesinlikle, ya "askeri darbe" ya da Ukrayna'da Turuncu devrim gibi "halk darbesi" olmadan türban yasağının ana dayanağı olan anayasanın değiştirilemez ilkelerinin kılına dokunulamayacağı, yani türban yasağının asla kaldırılamayacağıdır" dedi.. Darbe anayasasının bekçiliğini yapan bir başsavcı düşünebiliyor musunuz? Milli Egemenlik "fasa fiso" mu yani bunların gözünde.. Yargının "Millet adına"lığı bu kadar mı gerçekten..
Peki Başsavcı AİHM kararının, daha önce verilen kararın mümkün olan tek doğru karar olmadığını ama bir yönetimin böyle bir karar vermiş olmasının hukuka aykırılık olmayabileceği şeklinde bir karar olduğunun farkında değil mi? AB ülkelerindeki uygulamayı bilmiyor mu? Bunların hukuk kariyeri, hukuk felsefesi ile filan alakası yok. Militan hukuk örneği olacak yaklaşımlar bunlar. Yargıtay Başsavcısına ne yapmam gerektiği konusunda sormak, durumu arz için randevu istedim, vermedi, yazdım cevap göndermedi, ya hu yazmadığım bir yazıdan mahkum oldum, Yargıtay onadı. O daire başkanı emekli oldu, yine randevu istiyorum vermiyor. Hani sorup öğreneceğim, bu iş nasıl oldu diye.. Çıt yok. "Ben yaptım oldu" demeye getiriyorlar sanki.. Tamamen yanlışlık sonucu ismimin karıştırıldığı bir dava. Kimsenin söylediği bir şey yok.. Gıyabımda hüküm verdiler. Yine çözüm yok.. Cevap da yok..
AİHM'e giden davaların çoğu aleyhimize dönüyor, peki neden onları düzeltmiyorsunuz? Ya da düzeltmek isteyenlere karşı çıkıyorsunuz. Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen yasa olur mu? AİHM'den bu karar gelirse sesinizi kesecek misiniz?
Şimdi bakar mısınız, Teziç ne diyor? Peki dün ne diyordu: "Sivil anayasa çalışmasının askıya alınmasını isteyen YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in, 1992 yılında TÜSİAD için anayasa taslağı hazırladığı ortaya çıktı." Buyurun.. Bunların ciddiyet ve samimiyeti bu kadar. Ya birileri o zaman kulağına bir şeyler üfürmüş ya da bastırmıştır parayı..
Geçen gün Karayalçın da CHP'nin anayasa reformu tasarısı olduğunu söylemedi mi?
Dün dündür, bugün bugündür kafası bu kafa.. Hukuk, mukuk değil dertleri.
Peki bu işler olurken bugün mangalda kül bırakmayanlar nerede idi, Yeni Zelanda'da, yeraltında maden ocaklarında mı çalışıyorlardı?
Bir yandan da birileri başka şeyler üfürmeye devam ediyor: "AK Partililer günah diye yağmur bombası kullanmıyor"muş. Bu saçmalığın iddiacısı eski İSKİ Genel Müdürü Ergün Göknel.
Eee piyasada kimse kalmadı, rejim müdafası onlara kaldı. Yedekleri çağırıyorlar anlayacağınız.. O da devreye girdi.. Bu yağmur bombasını 1980 öncesi, CHP-MSP koalisyonu döneminde bizimkilerin getirdiğini ama CHP'yi ikna edemediğini bilmiyor Göknel abi.. Hatta sanırım Lütfi Doğan Hocanın bir akrabası Amerika'dan numunelerini getirmişti. Hatta bu tartışmadan yola çıkarak Libya çölde yağmur bombaları ile doldurulmak üzere bir baraj bile inşa etmişti o zamanlar..
Kur'an-ı Kerim'de ayet varmış.. O ayetin söylediği ile ne ilgisi var.. İnsanı da Allah yarattı, doktora gitmeyecekmiyiz yani. Dünyada tıp ilmi hangi toplumda zirve yaptı Göknel abi..
Evet her Müslüman yaptığı her işin Allah'ın rızasına uygun olup olmadığını sorgular. Lecitin maddesi insan sağlığına, fıtratına zararlı mı? Şu iş ne kadar doğru, faydalı mı, çevreye zararı var mı? Bu böyledir.. Yağmur bombasını da bu açıdan sorgularsınız elbette. Ama yağmur bombası Hz. Muhammed zamanında olmadığı için akılla, bilimle incelenerek kıyas yolu, etkileri ve sonuçları itibarı ile, insan fıtratına, çevreye zararı olup olmadığı, yani sonuçta ilahi rızaya uygun olup olmadığı sorgulanır.
Ama Göknel (Hoca) ne bilsin bunları. Toktamış (Hoca) da Osmanlı'da ulema (Alimler)nın idare karşısında, halkın yanında ayrı bir sınıf olduğunu, içtihad farklılıklarının nasıl korunduğunu bilmiyor. Yani tek bir yorum yok. Mezhep ve tarikatlar böyle doğdu.. Medine Sözleşmesine atıf yaparak, "bu sözleşmeye göre herkes sözleşmeye taraf olan siyasi otoritenin dini yorumuna katılmak zorunda olduğunu" söylüyor. A benim canım hocam, asrı saadetteki şekli ile o taraf, Peygamber'in kendisi ve O, cebrail vasıtası ile Allah'tan alıyor emri, O'nun yorumu değil hükmü olur.. Din odur.
Din hakkında YÖK uleması ve media o kadar bilgisiz ki, bu işin ABC'sini bile bilmiyorlar.. Bu işin İlahiyatçı prof.'una örnek Zekeriya (Hoca)dır. Malum mediadakiler "Hac mevsimi Kurban Bayramı'na denk geldi" diye haber yapıyorlar. Özkök farzları sünnet yapmaktan söz ediyor..
Buyurun size ŞOK haber daha: "Müteahhitlere tüyo: Ört karını, kap işi". Ya hu bu işler ihale değil mi? Yoksa bu namussuz herifler müteahhitleri fişledi de haberimiz mi yok. Müteahhitler eşleri ile birlikte mi katılıyorlar ihaleye yoksa?!. Şartnameye bunları da yazıyorlar mı? Mesela; "İhaleye katılacak şirket ya da müteahhidin eşinin ve/veya ortaklarının eşlerinin başı kapalı fotoğrafları teklif mektubuna eklenecektir" diye.. Hani olabilir de bizim haberimiz yoktur. Ne de olsa mürteci bunlar. Hiç çağdaş aklı başında biri böyle bir şey yapabilir mi?! Ama mürteci olunca yapar.(!)
Saçmalık öyle bir hal aldı ki, bir kurumda, oruç tutmayanlar bildirsin ona göre öğle yemeği çıkacak diye kapıya ilan asınca malum media başlıyor bağırmaya oruç tutmayanları fişliyorlar. Hani geçen dönem bir CHP'li milletvekilinin, mahalle arasındaki elektrik trafoları Türkevleri şeklinde giydirilince, bunların mahalle aralarında inşa edilen mescid sanması gibi bir şey..
İşin tadını, tuzunu, ciddiyetini kaçırıyorlar.
Neyse ki bu işin güzel bir yanı var, millet bu şekilde bunların asıl niyetleri, kimlikleri hakkında bilgi sahibi oluyor..
Birçok solcu, hatta ılımlı Kemalist bile gerçeği görüp bunların çevresinden uzaklaşıyor.. Bunlar millet nazarında suçüstü oluyorlar. Böyle devam edecek olurlarsa yakın gelecekte ülke genelinde birkaç bin kişiden ibaret marjinal bir topluluk olarak kalacaklar..
Şecaat arz ederken sirkatin söyleyen adamın haline benziyor bunların hali..
Bakalım nereye kadar? Selâm ve dua ile..