Doğru olmak, düzeltmek, aynı seviyeye getirmek gibi anlamlara gelen adalet kelimesinin hayatımızın merkez kelimelerinden biri olduğunda şüphe yoktur. Kur'an-ı Kerim'in de merkez konularından biri budur. Pek çok ayette adalet konusu ile ilgili tesbit ve tavsiyeler vardır. Nefret ettiğimiz şahıs da olsa adaletten ayrılmamayı emreden ayet bunlardan bir tanesidir: "Ey imana ermiş olanlar! Allah için hakkı ayakta tutanlar, (ve) adaletle şahitlik eden kimseler olun! Bir kavme olan kîn(iniz), sizi asla adaletsiz olmaya sevketmesin. Âdil olun! Bu Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan davranıştır. Ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun (takva) bilincinde olun. Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Maide, 5 / 8)
Bu ayet şu gerçeğe de işaret etmektedir: Nefret, adaletsiz davranmaya en yakın psikolojik haldir. Bunun eski tabirle mefhum- ı muhalifi şudur: Âdil olabilmek için sevmek gerekir. O zaman karşımıza o meşhur soru tekrar çıkmaktadır: Sevgi nasıl elde edilecek, sevgili ile buluşmak tanışmak ve kaynaşmak nasıl gerçekleşecektir?
Allah'ın iki isminin tecellisi: Adalet ve mahabbet. İnsanî yüceliklerin iki ismi Âdil ve Muhibb. Allah soruyor: "Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran? Seni yaratan ve varlık amacına uygun olarak şekillendiren, tabiatını âdil ölçüler içinde oluşturan Rabbinden..." (İnfitâr, 82 / 6-7)
Evet insanın Âdil ve Muhibb olabilmesi için ne yapmak gerekir? Bu sorunun cevabı kolay, gerçekleştirilmesi ise kolay değildir. Çünkü nefs eğitimi, ruh tezkiyesi, ahlak terbiyesi gerekiyor, bu ise güçlü bir irade, zinde bir beyin, selim bir kalb istiyor. Allah'ı, insanı ve dünyayı gerçeğe uygun olarak tanımayı gerektiriyor. " Eşyanın hakikatini" bilmeyen insanların bunu kavramaları zordur.
Mahabbetli Dost,
Şu cümleyi herkes biliyor: Savaş en büyük adaletsizliktir. Ama savaşlar insanlık tarihinde hiç eksik olmamıştır. Bundan sonra da olmayacağa benzemektedir. Niçin? Çünkü insan; kendini, Allah'ı ve eşyayı gereği gibi tanıyamamıştır. Bu gerçekler arasındaki adaleti, dengeyi kuramamıştır. Bu dengesizlik onu dağıtmış, tarûmar etmiş ve kendi kendine; nefsine, şehvetine, servetine, saltanatına tapar hale getirmiştir. Çünkü insan zalim ve cahildir.
Bütün bu zaaflarına rağmen adalet ve mahabbetten uzak düşmesine rağmen retorikle kusurlarını örtmeye çalışmakta, belağatla kendini temize çıkarmaya çabalamaktadır. İşte onların fotoğrafları: "İnsanlardan öylesi var ki bu dünya hayatı hakkındaki görüşleri senin hoşuna gider, dahası kalbindekilere Allah'ı şahit tutar. Üstelik tartışmada son derece ustadır. Ancak hakimiyeti eline alır almaz yeryüzünde fesat çıkarmaya insanın ürününü ve neslini yok etmeye çalışır. Allah fesadı sevmez. Kendisine ne zaman, "Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol." dense yersiz gururu onu günaha sevk eder. Böylelerinin payına Cehennem düşecektir. Ne kötü bir konaklama yeridir orası." (Bakara, 2 / 204-205)
Dün Vietnam'a, Afganistan'a bugün Irak'a saldırmak için tatlı bahaneler bularak nutuk sıkan insanlar, bu zulüm ve adaletsizliklerin mimarlarıdır. Enerji kaynaklarına tapan, petrol için mecnunlaşan, doğal gaz için deliler gibi etrafına saldıran günümüz insanı aslında kapkara petrol kuyularında yok olup gitmekte, intihar etmektedir. İşte Akif'in hikmetleri:
Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak
Kendi âsûdeyse dünya yansa baş kaldırmamak
Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehaşî etmemek
Kuvvetin meddahı olmak aczi hiç söyletmemek
Mübtezel bir çok merasim inhinalar, yatmalar
Şaklabanlıklar, riyalar, muttasıl aldatmalar.
Çağdaş insanlar niçin adalet ve mahabbetin bu kadar uzağına düşmüşlerdir? Bunun önemli bir sebebi kendilerine sunulan yalan-yanlış dünya görüşüdür. Canavarlıklarının temelindeki sebebi şu vecize ile de izah edebilirsiniz: "Sahip olduğunuz tek alet çekiç ise her şeyi çivi olarak görmeye başlarsınız