Beyaza nasıl dokunulur?
Geceye mühürlenen güzelliklerin farkına varmak hevesiyle en ince hislerle dokunuyorum satırlara, Gece siyahına rağmen, en beyazdan yana ümidini saklayıp çıkmış ortalığa.
Hayatın anlamını göz bebeklerimize taşıyarak yaşamak ve hayatın göz bebeğinde yaşıyor gibi parmaklarının ucuna basarak yaşamak, diyorum. Anlamını kavrayamadığımız, yüreklerimizde bir yere oturtamadığımız, içimizi acıtan onca şeye rağmen, "ayakta kalışımızla" veriyoruz hayatın sadakasını. Sonrasında, hikayemizin iyi yazılması arzusuyla devam ederken yaşamaya, hayatın en gözde kahramanlarıyla olmak istiyoruz. Ufuklarda en güzel uçurtmayı, yaşamayı bilenlerle uçurmak için hevesleniyoruz. Farkına varamadığımız sayısız güzellik, gelip misafir oluyorlar gecenin koyuluğuna. "Yaşıyor olmak önemliymiş diyoruz yavaşça ve resimlerini çizmek istiyoruz şahit olduğumuz bunca güzelliğin.
Gece en parlak haliyle dokunup geçiyor yüreklerimize. Yıldızların koynunda yaşıyor olmak hoşumuza gidiyor. Her tarafta derin bir sessizlik kol geziyor. Ve gecenin siyah renginin altından imtiyazlı bir beyazlık salınarak geliyor hayatımızın ortasına. Gün gecenin içinden sıyrılarak damlıyor taptaze yanlarıyla. Beyaza olan aşinalığımız ve bizi yeniden bağliyor hayata; zamana ve sabaha.
Tarifi imkansız hisler beliriyor ansızın. Ve söz geçirebildiğimiz herkese ve her şeye, "anlamlı yaşamayı" ve hayatı anlamlandırmayı "dillendirmek istiyoruz; gönül ile beyaz nasıl yakalanır, gözlerle nasıl hayata dokunulur, bunu göstermek. Gecenin orta
yerinde gündüzü, siyahın içinde beyazı görmek diyoruz. Bu, işte bu!...
Gecenin içinden geçen yüreğim, mutluluğun en hassını yaşıyor şimdilerde. Bereket dolu bir gün ansızın yüzünü gösteriyor. Her yanda, bir bayram heyecanının duruluğu yaşanıyor. Gökyüzü en berrak rengini çekip alıyor çocukların gözlerinden ve öpülesi gülüşlerinden. Sanki hayat bizi yeniden karşılıyor.
Her satır, çocuk gülüşlü hayat serüveninin ertesi zamanlara sarkmasını dileyerek ilerliyor. Her hikayenin esas kahramanı biz olmak istiyoruz her sabah. Beyaza bağlanıp kalmayı arzuluyoruz, dünyayı saran güneşin karşısında. İlk selam verenin ayrıcalığını hücrelerimize dek hissederek selamlıyoruz günü ve güneşi.
İçimizde huzurun kokusu yayılıyor. Gelecek zamanlar için, ceplerimize beyaz renkten dolduruyoruz. Ve susmaların bile anlam kazandığı bir mevsime geliyoruz sessizce. Gözyaşlarımıza kardeş yağmurun, ıslatmaktan çok ısıttığını hissediyoruz. Gözden süzülenle toprağa süzülen kalbe ulaşırken, en sevdiklerimize, içimizde büyüyen çiçeklerden bir demet vermek istiyoruz.
Her şeyimi toplayarak giriyorum öğrencilerimin arasına, hayatın içine. Bu vakitlerde, yelkovan akrebe daha fazla sarılıyor. Baharda topladığım bir demet çiçeğin suya
koyulma hikayesiydi beni ayakta tutan; toprak kokusuna aşinalığımdı beni cesur yapan.
Satırlarımın sonu gelmiyor. Elimi uzattığım bir yerde, yaşamayı isteyen başka eller buluyorum. Suya koyduğum çiçek demetini onlara bakıyorum. Ardından yağmurlar başlıyor. Biri toprağa, biri yanağa süzülen yağmurlar; biri insanlara, biri hayata yağan yağmurlar; kalbe ulaşan çiçekler büyüten yağmurlar.