Vadii

Bilgi Paylaşım Platformu

 
 
 
Ana Sayfa Hakkımızda Yazarlar Şiirler Hikayeler Şahsiyetler Kitaplar Söyleşi Medya İletişim
 
Talha ÇETİN - İlahiyatçı

Olayları Kuran Ölçeğinde Tahlil Edebiliyor muyuz?

İnsanoğlunun genlerinde nankörlük mevcuttur. Yüce Allah, Âdiyat suresinde; "Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür" buyurmak suretiyle bu gerçeğe işaret etmektedir. Yeryüzü sofrasını insanoğluna seferber eden, her türlü nimetin sahibi olan Allah'a nankörlükte bulunan varlık, kendi hemcinsine nasıl nankörlük etmez?
İslam, öyle bir yüceltici unsurlar taşıyan dinamik güçtür ki, vahşî-bedevî bir toplumu; medenî bir topluma çevirebilecek durumdadır. Tarih, bunun şahididir. Kanun, kural, disiplin, devlet otoritesi ve toplumsal düzen tanımayan cahiliyye dönemi bedevî Arap toplumundan, İslam'ı çağlar ötesine taşımada temel taşlar olan Ensar ve Muhaciri çıkarmıştır. Sahabe denilen o altın nesli vücuda getirmiştir. O güzide insanların İslam öncesi hayatları incelendiği zaman, tüyler ürperten tablolarla karşılaşmamak mümkün değildir. Mesela Hz. Ömer. Adalet tarihinin altın harflerle kaydettiği bu yüce insan, İslam öncesi, diri diri kızını toprağa gömen, helvadan put yapıp tapan, acıkınca da yiyen bir kişi iken, İslam'la donanıp onu içselleştirince "Eğer benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o da Ömer olurdu" ifadelerindeki peygamber övgüsüne mahzar olmuştur.
İşte İslâmî değerler, kişinin ruh dünyasında ve amelî hayatında arılığı ve duruluğu ile hakim olduğu, kısaca "İslam insanı" olunduğu zaman, kötülükler iyiliklere, nefretler sevgiye; hasetler, gıptaya; anlayışsızlıklar, af ve müsamahaya; kabalıklar, kibarlığa; zorluklar, kolaylığa dönüşecektir. Öyleyse mesele "İslam insanı" olabilmekte düğümlenmektedir. Olayları Müslüman'ca tahlil edemeyenler, problemlerini Kur'an ve Sünnet bağlamında çözemeyenler, yaşadığı ortamın kendisine yüklediği câhilî değer yargıları ile insanları yargısız infazlara tâbi tutanlar, bu anlamda deforme olmuşlardır. Elmalarla armutları aynı kategoride toplamaya kalkan defolu insanımızın da İslam'ı içselleştirmede problemi var demektir.
Soyut olarak arz etmeye çalıştığım bu tespitleri somut hale getirmek için Asr-ı Saadet döneminden bir kesit sunmak istiyorum. Henüz câhilî değerlerden tam anlamıyla kurtulup İslâmî değerleri hakkıyla kuşanamamış olanlarla, onu hakkıyla içlerine sindirmiş olanların davranış örneklerini göreceğiz.
Bilindiği üzere K.Kerim'de Nur suresinin 11-21. ayetlerinde İFK/iftira hadisesinden bahsedilir. Hz. Aişe validemize atılan iftiranın, iftiracıların suratına çarpılışını dile getirir. Ayetler inmeden önce bir ay kadar Medine bu iftira olayı ile çalkalanır. Bu iftira kampanyasının önde gelenleri; münafıkların reisi Abdullah b. Übey, Zeyd b. Rifa, Mistah b. Üsâse, Hassan b. Sabit ve Rasulullah'ın (s.a.v) baldızı Hamne binti Cahş idi. Bunlardan ilk ikisi münafık, kalan üçü ise yanlış anlama ve İslâmî zayıflıktan dolayı şerre karışmış Müslümanlardı. Bunlardan Mistah, ekonomik olarak da zayıf olduğundan Hz. Ebu Bekir tarafından maddi olarak sürekli desteklenen ve akrabalık bağı da bulunan bir Müslüman idi. Hz. Ebu Bekir; münafıkların dümen suyuna girerek iftira kampanyasına alet olan bu sahabiye yaptığı ekonomik yardımı kesmiştir. Fakat Allah bundan razı olmamıştır. Çünkü iftira kampanyasına katılanlara iftira cezası tatbik edilmişti. İşlediği suçun cezasını çekenler artık o suçun bedelini ödemiş olduklarından dolayı, onu işlememişler gibiydiler. Zira İslam'da bugünkü sistemlerin tutuğu sabıka kaydı gibi bir kayıt yoktur. Hz. Ebu Bekir'in bu kararının yanlışlığına dikkati çekmek ve İslamî kimliğini koruduğu sürece cahilce ve bazı zaaflarının etkisiyle yanlış yapan ve bu yanlışının bedelini ödeyen Müslümanlara af ve müsamaha ile muamele edilmesini dile getiren şu ayet nâzil olmuştur: "Sizden faziletli ve varlıklı olanlar; yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar. Affetsinler ve hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır, merhamet edendir."
Hz. Aişe'den gelen hadise göre, kendisini temize çıkaran Nur suresi 11-21. ayetler vahyedildikten sonra Mistah'ın, akrabalık bağına ve yapılan yardımlara itibar etmeyerek iftira kampanyasına katılmasından dolayı Hz. Ebu Bekir (r.a), bir daha yardım etmemeye yemin etmişti. Bu ayet gelince, ayette geçen : " ALLAH'IN SİZİ BAĞIŞLAMASINI SEVMEZ MİSİNİZ? İfadesine telmihte bulunarak "Vallahi biz Allah'ın bizi bağışlamasını arzu ederiz" dedi. Ardından da Mistah'a öncekinden daha cömertçe yardımlara yeniden başladı. Abdullah b. Abbas'a göre Hz. Ebu Bekir'in yanı sıra daha bazı sahabeler de iftirada faal rol oynayanlara yardımda bulunmamaya yemin etmişlerdi. Bu ayetin inmesinden sonra hepsi keffaret ödeyerek yeminlerini geri aldılar ve iftira şerrinin meydan verdiği bu tür kötü kararlar da yok oldu.
Evet, bu tablodan iki fotoğraf çıkmaktadır. Birincisi; Kur'an ilkelerini, hayatının her safhasında devrede tutan fakat bir anlık da olsa hislerinin etkisinde kalarak daha önceden yaptığı yardımı, nankörlük yapan birine karşı kesen fakat bunun yanlış olduğu, hatalı Müslümanların hemen mahrum edilme yoluna gidilmemesi gereği ayetle uyarılınca daha fazla yardım ederek fazilet örneği gösteren bir Hz. Ebu Bekir fotoğrafı.Diğeri de Zaaflarını yenemeyen, olaylara Kur'an ölçeğinde yaklaşmayan, münafıkların ve nefsinin oyununa gelerek, empati yapmayan Mistah, Hassan b. Sabit ve Hamne üçlüsünün fotoğrafı. Bunlardan ilki, adına ve şanlı geçmişine uygun davranış sergileyerek "İslam insanı" olmanın en güzel örneğini vermiştir. Diğerleri de bu iftira kampanyasına karışmış olmanın karşılığı olan had cezasına çarptırılmışlar ve pişmanlıklarını dile getirmişlerdir. Yaptıklarının cezasını çekmiş olduklarından dolayı diğer Müslümanlarca horlanmamış, dışlanmamış ve kendi hallerine terk edilmemiştir. Bütün ilişkiler daha iyisi ile devam etmiştir. Hatta, aleyhindeki iftira kampanyasında önemli bir rol oynamış olmasına rağmen Hz. Aişe, Hassan b. Sabit'e gerekli değer ve itibarı göstermekte devam etmiştir. Bir defasında kendisine Hassan'ın "iftirada bulunan kişi" olduğu hatırlatıldığında Hz. Aişe: "Hayır, Hassan, Hz. Peygamber ve İslam adına İslam düşmanı şairlere cevap veren kişiydi" karşılığını vermiştir.
İftira hadisesi çirkin başlamıştı. Bir ay boyunca Medine'de Müslümanlar mâtem havası içindeydi. Ama Kur'an düzleminde herkes hakkını aldı. İnsan olmanın zaaflarından ve cahilî değer yargılarının baskısından kaynaklanan yanlışlar, Kur'an ikliminde halledildi. Sonunda doğru olana dönüldü.
Aslında bütün Müslümanlarca yapılması gereken Hz.Ebu Eyyub el-Ensârî'nin empatik davranışı gibi olmalıydı. Ebu Eyyub el- Ensârî'nin karısı, iftira söylentilerinden söz ettiğinde bu büyük sahabi şöyle demişti: "Ey Eyyub'un annesi! Aişe'nin yerinde sen olsaydın böyle bir şey yapar mıydın?" Karısının "Allah'a yemin olsun ki, yapmazdım" demesi üzerine şunu söylemiştir: "O halde Aişe senden daha iyi bir kadındır. Bana gelince Safvan'ın yerinde ben olsaydım, böylesine kötü bir düşünceyi aklımdan bile geçirmezdim. Safvan ise benden daha iyi bir Müslümandır."
İşte bu gerçeklerden hareketle diyoruz ki, Müslümanların eşya ve olaylara bakışı ile Müslüman olmayan İslam düşmanlarının eşya ve olaylara bakışı farklı olmalıdır. Birinin bakışı cahilî değer yargıları ve Vahiyden soyutlanmış seküler bakış açısı iken, diğerininki Kur'an ve Sünnetir. "İslam insanı" olayların tahlilini Kur'an ve Peygamber doğruları ile yapar. Kur'an ve Peygambere aykırı düşmeyen konularda "el âlem ne der?" endişesi duymaz. "Allah ne der?" sorgulaması bütün değer ölçülerinin önündedir. Lütfen, Müslümanlar birbirlerine af ve müsamaha ile yaklaşsınlar. Defolu insanlarız. Kendi üstünlüğümüzü başkalarının hataları üzerine kurmayalım. Müşrik sistemlerin acımasızca hırpaladığı insanımızı biz de hırpalamayalım. "Polit büro üyesi" gibi acımasızca kestirip atan kararlarla hatalı Müslümanları -onların hep olumsuz yanlarını gündemde tutarak- yıpratma yerine, müspet yönlerini gündeme taşıyarak hatalarını tamir etme fırsatı da verip sahabeyi örnek alalım. Kavga edelim ama Kur'an ölçeğinde barışıp daha da kenetlenelim.
Selam ve dua ile.

Diğer Yazıları
Türkiye Adı Konulmamış
Ah Şu İlahiyatçılar
Gençliğimizin Başındaki
Olayları Kuran ile Tahlil
Ramazanı Bir Mektep Bilmek
Toplumla iletişimin önündeki engellerden; haricî mantığı

 

 
Site Tasarım: VadiiGrafik ©2007 Vadii - Bilgi Paylaşım Platformu - Tüm hakları saklıdır.