Vadii

Bilgi Paylaşım Platformu

 
 
 
Ana Sayfa Hakkımızda Yazarlar Şiirler Hikayeler Şahsiyetler Kitaplar Söyleşi Medya İletişim
 
Talha ÇETİN - İlahiyatçı

Türkiye Adı Konulmamış Kominist Bir Ülke midir?

2007'nin Mayıs ayının son haftasında, İstanbul Bağcılar Lisesinde kız öğrencilerin, okulun bodrum katında bir odada namaz kılarken, cep telefonu ile çekilmiş görüntüleri, malum medyanın diline doladığı bir konu oldu. "Laik Türkiye'nin devlet okulunda toplu namaz olur muymuş? Din ve vicdan hürriyeti var dediysek, bunu okullarda ve kamusal alanda yapın demedik. Herkes evinde ve özel iş yerinde istediği gibi ibadetini yapabilir. Ama bunu devletin kurumlarında yapamaz.Bu, laik devlet anlayışına aykırı." gibi, akıl almaz iddialar ayyuka çıktı.
Efendiler! Eğer laiklik; din ve vicdan hürriyetini teminat altına alan, dinler arasında eşit mesafede duran, kimseye zarar vermeden, her isteyen kişiye ibadetini her ortamda yapabilme imkanı sunan bir ilke değil de; dine ait ne kadar değer ve kutsal var ise onu vicdanlara ve evlere mahkum eden bir dayatmanın tabusu olarak kullanılan bir kavramsa, alın o laikliği başınıza çalın.. Bu tür laikliği kabul etmemiz mümkün değil. Bugüne kadar laiklik, dindarları da koruyan bir ilke olmak yerine, hep dinsizlere kol-kanat germiştir. Kusura bakmayın, dini kendine düşman ilan eden bir ilke, hiçbir zaman dinle barışık olamaz. Böyle bir laikliğe inanmak da insanı din dışına iter, yani kafirleştirir. Komünizmin kurucularından Karl Marx'ın "Din afyondur" sözünü bayraklaştıran bir zamanların komünist Rusya'sı, milyonlarca masum insanın kellesinin üzerine inşa ettiği düzenini, ateizm ve din düşmanlığı eksenine oturtmuş, dinlere ait mabetler harabeye çevrilmiş, her türlü mukaddes değerler yok edilmeye çalışılmıştı. Hıristiyanlık da Müslümanlık da sinelere çekilmişti. Tâki, Mihail Gorbaçov'un; Glastnost, yani açıklık politikası ve Perestroika, yani yeniden yapılanma uygulamasına kadar. Bundan yaklaşık çeyrek asır öncesine değin Komünist Rusya'da herhangi bir mabedde, kamuya ve devlete ait alanlarda, hatta aleni olarak özel alanlarda bile ibadet edilemiyordu. Çünkü orası "adı konulmuş bir Komünist ülke" idi. Yarım asrı aşkın bu zulüm devam ettiği halde bu değerleri yok edememişlerdi. Komünizmin parçalanmasıyla Müslüman ve Hıristiyan mabetleri tekrar ihya edildi ve bugün isteyen kişiler, rahatça ibadetlerini yerine getirmekteler.
Gel gör ki, bazı akıldaneler, laiklik perdesi altında komünist uygulamaları canlandırma hevesindeler. Rusya'nın terk ettiğine irtica etme arzusu var. Adını koymadan Komünizmi ilan edecekler nerdeyse. Bakın Allah aşkına, %90 küsurunun nüfus cüzdanında "İslam" yazan bir ülkenin basınında çıkan haberlere:
"İstanbul'da Şeriat mektebi" (Güneş, 31 Mayıs 2007)
"Devlet lisesinde gizli mescit, müdür eşliğinde toplu namaz" (Radikal, 31.05.2007)
"Devlet lisesinde toplu namaz" (Milliyet, 31 Mayıs 2007)
"Lisede namaz" (Hürriyet, 31 Mayıs 2007)
"Lisede toplu namaz için soruşturma" (Vatan, 31 Mayıs 2007)
Aynı gün, gazetelerde, mukaddes değerlerle savaşmak, genlerine kadar işlemiş, ezelî din düşmanı, son kullanma tarihi geçmiş, nursuz bir takım zavallılar da şunları döktürüyordu:
"Okullarda öğrenciler hiçbir şekilde namaz kılamazlar. Aksi halde yasaları ihlal etmiş olurlar. Türkiye'de fiili ibadet yeri ev ve camilerdir. Okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğrencilere teorik olarak bazı bilgiler verir. Ancak öğrenileni uygulama yeri asla okul olamaz"
"Öğrenciyse, okuldaysa, teneffüste bile olsa kılmamalı. Okulda namaz kılınmaz. Okul cami mi? Yapılan şey skandaldır. Medresede mi yaşıyoruz? Derhal gereken yapılmalı."
"Bu, laik eğitim sistemiyle bağdaşmaz. Açılan soruşturmanın amacına uygun yürütülmesini diliyorum. Okulda namaz kılınmamalı çünkü namazın kılınacağı yer bellidir. İnsan camide kılar, evinde kılar, okulda niye namaz kılıyoruz, ne gereği var? Yapılan iş yanlıştır. Okulda namaz mı kılınır? Okulda namaza izin veren yöneticiler cezalandırılmalı."
Bir de basının "Dişi" müftüsü var ki, verdiği fetva evlere şenlik. Kimya mühendisi köşe yazarı hatun kişi, 01 Haziran 2007 tarihli Köşesinde bakın nasıl sallıyor. ".gerçekten namazın "kaza"sı yapılabildiğine, hepsi akşam kılınabileceğine göre, iş veya okul saati içinde dindarlık gösterisi yapmaya, kuralların buna izin vermemesini "gençlere dinlerini uygulama izni verilmiyor" havasına sokmaya ne gerek var, bunu anlamak zor!"
Bu Kimya mühendisinin cahilce verdiği bu cüretkar fetva karşısında, "Haydi canım sende. Haydi ordan be... " gibi sözlerden başka ne denebilir ki!?
Yine şarap içmesiyle övünen bir yazar bakın 01 Haziran 2007 tarihli köşesinde neler diyor: "Bu ülkede, kimse kimsenin ibadetine karışmaz. Bunu devletin liselerinde yapmaya kalkarsanız, işin rengi değişir. Evinde, camide, kendine ait özel işyerinde namaz kılmak isteyen kimseye mani olan yok." Buna gücün yetmez. Eğer gücünüz yetse, oralara da burnunuzu sokarsınız.
Efendiler! "Devlet, milletin teşkilatlanmış şeklidir." Devlet, millet için vardır. Millette var olan değerler, onun teşkilatlanmış yapısı olan devlet çatısının her yerinde ifa edilir. Millete rağmen devlet olamaz. Akıl bunu gerektirir... Vicdan bunu gerektirir. İz'an bunu gerektirir.Sağduyu bunu gerektirir.
Siz milleti, "karnını kaşıyanlar" olarak görüp aşağılarsanız, "halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor" diye yok sayarsanız, devlet-millet uyuşmazlığı ve çatışmasını her zaman kucağınızda bulursunuz.
Yukarıdan beri profilini çıkardığımız, namaz kılanı suçlayan, fuhuş yapanı alkışlayan, "hayvanlar gibi özgürce sevişmek istiyorum" diyerek alçalan "o kafa", "yeni kafa" değildir. Varlığı bundan dört bin yıl öncesine kadar gerilere uzanır. Ku'an-ı Kerim "o kafayı", Araf:121-123. ayetlerinde anlatır. Hz. Musa'nın getirdiği Şeriat'a gönül vererek secdeye kapananları görünce, o günün iktidar erki olan Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?" diyor. Yani, size ne oluyor ki, Musa'ya uyuyorsunuz. Ben size izin verdim mi?! Benden izin aldınız mı?! diye köpürüyor.
Bugünkü mantalite ile Firavun'un mantalitesi nasıl da örtüşüyor. O diyordu ki, "Musa'ya tâbi olmanıza ben izin vermiyorum. Benim yasama göre bu suçtur." Yukarda bahse konu şimdikiler de diyor ki, "yasalar, Muhammed'in getirdiği Şeriat'ın bir uygulaması olan namaza okullarda ve kamusal alanda izin vermiyor. Bu, çağdaş ve laik devlet anlayışına aykırıdır."
"Bu kafa" taa dört bin yıl öncesinin kafası.
Benim asıl hazmedemediğim nedir biliyor musunuz? Yukarıda bahsi geçen gazeteleri para verip alarak iş yerlerine koyan veya evlerine götüren namazlı-niyazlı Müslümanların duyarsızlığı ve gafletidir.
İslam'a karşı bunca hınç ve kinle dolu olan bu gazetelere kuruşunuzu vermeyin. Bir Müslüman bu kadar gâfil olamaz. "Kazandığınız paraları nereden ve nasıl kazandığınızın hesabı sorulacağı gibi, nerelere harcadığınızın da hesabı sorulacaktır." "Senin mukaddes değerlerine bu denli düşüncesizce saldıran bu gazetelerin ayakta kalmasına niye maddi destek verdin?" diye sorarsa Rabbim, acaba cevabın nice olur?! Titre ve kendine gel. Vakit geç olmadan aslına dön. Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Selam ve dua ile.

Diğer Yazıları
Türkiye Adı Konulmamış
Ah Şu İlahiyatçılar
Gençliğimizin Başındaki
Olayları Kuran ile Tahlil
Ramazanı Bir Mektep Bilmek
Toplumla iletişimin önündeki engellerden; haricî mantığı

 

 
Site Tasarım: VadiiGrafik ©2007 Vadii - Bilgi Paylaşım Platformu - Tüm hakları saklıdır.