İnsanlık boğulmuşken cehlin karanlıklarında
Bir nûr olup doğdun Mekke ufuklarında
Çatlayan dudaklara su olup fışkırdın
Doğumunla Kisra'nın sütunlarını kırdın.
"Ebû Talib'in yetimi" diye horlayanlar oldu
Sana olan aşkından nice benizler soldu.
Sen bir aynaydın, herkes görüyordu kendini
Yıkıyordun başlarına Ebû Cehillerin fendini.
Ebû cehiller bitmedi, kaynıyor kum gibi ey Rasûl!
Bizlerde iş kalmadı, ümmetin oldu kesûl.
Şimdi her yer Mekke oldu artık
Nurlu şehir Medine'ye hasret kaldık.
Senin zamanında ilkel putlarla doluydu Kâbe
Şimdi ilkesel putlar artık her yerde.
Bir inkılâb gerek ey ufuk peygamber!
Kıpırdanma yok, herkes birbirinden beklemekteler.
"Ümmetim aya, yıldıza tapar diye korkmuyorum,
"Sapan ve saptıranlardır" diyordun "benim korkum".
Korktuğun bu belâ,ümmetini etmiş istilâ,
Bizden sâdır olansa, sadece kupkuru vâveylâ.
Sana öyle hasret, öyle muhtacız ki, ey Rasûl!
Kafam çatlıyor, çözemiyorum, bu gidişi kim durdurur?
Çatkapı çıkagelsen bir gün evlerimize,
Vallahi, girecek delik ararız kendimize.
Yüzümüz yok ki, gezdirsek bir bir odaları,
Yerin dibine sokar bizi televizyon kanalları.
Okuduğumuz gazetelerin resimleri,
"Kefen bezine mahrem" dense yeri.
Yine de elimizi yüzümüze kapayıp davet ediyoruz
Gel ne olur, ancak sendedir kurtuluşumuz.
Ümmetin yanık gönülleri, hep seni beklemekteler,
Ey Rasûl! Sen gelmesen bile, rüzgârın gelse yeter.
Rüzgarın Sünnetindir, bunu bilmeyen bilsin
Onsuz ne haldeyiz, anlayıp silkinsin.