Vadii

Bilgi Paylaşım Platformu

 
 
 
Ana Sayfa Hakkımızda Yazarlar Şiirler Hikayeler Şahsiyetler Kitaplar Söyleşi Medya İletişim
 
Hikayeler

 

Dilenci
"Evlat! Alametler Mabedine yollarını kaybedenler değil; yolunu unutanlar gelir. Bu sebepledir ki sana rüyalarından başka bir şey veremeyiz. Bu harabenin her parçasında senden bir şey bulursan şaşırma ! Çünkü bu mabedin insanoğlu kadar eskiye dayanır tarihi."
Yıllar önceydi... Onu Alametler Mabedine bırakırken çölden ve savaştan başka bir şey düşünemiyordum. Sanırım dönüşü olmayan bir yolculuğa çıktığıma iyice inandırmıştım kendimi. Ardımda yakılmış bir kentten yükselen çığlıklardan çok zaman öncesine ait mutluluğu, aşkı ve dostluğu bırakmıştım. Orada, cüzzamlı yüzlerden fışkıran nefreti daha fazla taşıyamazdım üzerimde. Gözümü sıtma gibi titreten gitme arzusundan başka bir şeyi hissedemez olmuştum. Çöl hiçbir zaman o günkü kadar sıcak ve ayartıcı olmamıştı.
'Olursa, ecelim olsun!' dedim, vurdum kum fırtınasına hınçla bedenimi. Kulağımda O'nu ilk gördüğüm yerdeki davul sesleri, mermi tarrakası, kadınların zılgıtı vardı. Beyrut'ta, bir düğünde görmüştüm onu. Yıpranmış parkam, parçalanmış postalım içinde, elimde ilk otomatik silahım olmasaydı düğün evine uğramış bir dilenci zannederlerdi herhalde. Bana baktığı, her bakışında içimi yaktığı o güne çok lanetler ettimse de hiçbir şey değişmedi. 'Bakma kızıma ! Belanı mı arıyorsun?' diye çok hayıflandımsa da baktı.
Filistinliydim. Bir göçmendim. Arap'tım. Babamı altı Gün Savaşı'nda, ağabeyimi bir protestoda kaybetmiştim.
Yeminliydim. Okulu bırakalı silah kaçakçısıydım. Oysa o gün Bassan Ebu Şerif'in düğününde korumalık yapan bir mülteci militandım.
Zengin bir tüccarın kızı, Maruni, Yunan asıllı olduğunu onun gönderdiği pusuladan önce biliyordum. Bir de benim yurduma gelmek istediğini...
Adı mı? Adı Lübna'ydı.
Bassan'ın düğününden altı ay sonra Ramallah'a döndüm. Yanımdaydı. Yersizliği, yurtsuzluğu, kimsesizliği ve zor bir aşkı yaşamak için yanımdaydı. On beş sene... dile kolay. Tam on beş sene Ramallah'taki o köhne gecekonduda gece yarılarına kadar eve dönmemi bekledi. Barikatlardan, çatışmalardan, aramalardan, acımasız Kudüs gecelerinden her dönüşümde Beyrut'ta gördüğüm o gecedeki çakmak çakmam gözleriyle karşıladı beni. Ta ki bana verdiği üç gonca gülün elimizden alındığı o meşum şubat gününe kadar. Şeyla ile Benna ikizdiler. Hanzala ise Filistin kadar yalnız, Gazze kadar haşarıydı. O gün, gözlerinin ferinin kaçtığını ilk kez gördüm. Çöle giderken mabedin kimlik sormayan kucağına bıraktım onu.
Şeyla'nın gözleri kadar mavi bir gökyüzünün altında, Benna'nın çaresizliği kadar savunmasız sokaklarda, Hanzala kadar yalnız bir Filistin'de, Lübna'nın saçları kadar Kara bir talihle ve Lübna'sız yaşıyorum, kimsesiz, Alametler Mabedinde; yaşamak denirse...
 
 
Site Tasarım: VadiiGrafik ©2007 Vadii - Bilgi Paylaşım Platformu - Tüm hakları saklıdır.